Bomboş bir otel odasının loş ışıkları altında, Gia Love ve Kwang diğerlerinden gizlenen, kirli arzularını bastıramayan iki sapık gibiydi. Gia’nın ipeksi teni, Kwang’ın sert ve kalın yarağının her darbesinde titriyordu; odaya yayılan ter ve seks kokusu ikisini daha da çılgına çeviriyordu. Kwang önce yavaşça yanağına üfledi, ardından sertçe arkasından sarıldı ve o narin belini kırarcasına kavradı. Gia’nın amcığı ıslanmıştı çoktan, nefes nefese kalan kız arkadaşı kendini tamamen teslim etmiş, yalak gibi süzülen saksoyu içine çekiyordu.
Kwang’ın deli gibi soktuğu yarak tuhaf bir şiddetle içini delip geçirirken, Gia’nın inleme sesi giderek vahşileşti. Amcığının kenarlarına kadar inatla dayanan bu kalınlık, onu sadece ıslatmakla kalmamış, neredeyse içine işlemişti. Yatak gıcırdarken Kwang durmuyor, her hırıltılı gürültüsünde daha derine kökleniyordu. Odanın dört bir tarafından yankılanan iniltiler eşliğinde, Gia’nın avuçları yatağın kumaşlarını yırttı; dayanılmaz acı ile doruğa doğru sürüklendiğini hissediyordu.
Aralarının iyice açıldığı o anlarda Kwang iki eliyle kıza hakimiyet kurarken genç kadın zevkin doruklarında bağırıyordu: “Daha… dayaaa!” diye yalvaran sesler oda kapısını bile titretti. İnatla havuza dalan yarak amcığını inanılmaz şekilde çeviriyor, hem gıdıklıyor hem yakıyordu. Son darbelerinde dahi hiç yavaşlamadan devam eden Kwang’dan başka kimse o anda dünyada yoktu sanki. Sonun geldiği noktada yaşanan yoğun orgazmla birlikte agenteli yorgunluk yumruk gibi patladı; amcığın dibinden çıkan sıcak sıvılar Gia’nın bacaklarına zıbından damlıyordu.
Kwang ise gevşeyen kaslarla hala kızın üzerinde ağır ağır hareket ederken, tatminsiz bakışlarını omuzlarından ayırmıyordu; gece boyunca koparttığı her feryadı kendi zaferi olarak kaydeder gibiydi. Bu kısa ama ölümüne şiddet dolu birlikte olma hali sonunda yerini kan ter içinde yorgunluğa bıraktı ama aralarındaki o vahşi ateşi söndürmeye hiç yetmedi hâlâ…
