Rose Monroe evi baştan aşağı sarmış, Latin teninin sıcaklığı ve ateşiyle her köşeyi dolduruyordu. O iri göğüsleri, tombul poposu ve kusursuz çıplaklığıyla evin hizmetçisi gibi görünse de aslında bambaşka bir görevdeydi; amını şenlendirmek için oradaydı. Yarak dolu karanlık odada, Rose’un kalçası ritmik bir şekilde havaya kalkıyor, iri göğüslerinin titreyişi salonda yankılanıyordu. Götü o kadar dolgun ve kıvrımlıydı ki adamın elleri kırmızı çizgiler bırakacak kadar bastırıyor, her dokunuşunda kızın amcığını daha da ıslatıyordu.
Köklendiği anlarda içerideki sertliği hissediyor, her inişte gürültülü şekilde inliyordu. Amcığına giren o kalın, kaslı yarak onunla dans edercesine yükselip alçalırken Rose bombeleşen poposuyla adamın yaramazlığını daha da derinlere çekiyordu. Kadının sesleri boğuk, argo hırıltılar arasında boynundaki ter damlaları yere düşüyor; sanki bütün ev onun sikişiyle yanıyordu. Her folloş hareketinde kalçasının altından vuran sertlik kadının bedenini esir almıştı.
Yanakları kızarmıştı ama usanmak şöyle dursun, Rose daha da hızlanmak istedi. Dizleri cama dayalı, sırtını iyice kambur yapıp bele gelen darbeleri doya doya içselleştirdi. Götünü sıkan eller adamın sinirlerini hoplatıyor; amcığını her sıkışta fırlatan o dik duruş Rose’un ne kadar deli olduğunu kanıtlıyordu. İki taraf da nefes nefese kalmış; tam koy mayyanın zirvesindeyken kadın aniden çömelip müthiş bir atak yaptı.
İri göğsünü sallayarak beline saplanan yarakla kemkemeye başladı, kafasını geriye atıp boğuk inlemelerle adamı delirtti. O sert kök peşinden içeriye dolarken Rose unuttu tüm adabı muaşereti, sadece amcığını kudurttuğu bu anın içinde kayboldu. Coşkuyla en sonunda beraber gürleyen iki beden ihtirasla patladı, sıcak boşalttıkları sıvılar Rose’un yuvarlak kalçalarına bulaştı; hem kirli hem de tutkulu bu gece yıllarca unutulmayacaktı.
