Ürkütücü bir istekle dolu odada, Kolombiyalı mega folloşun her hareketi adeta ateş saçıyordu. Yarağını sertçe dayamadan önce burnunu parmağının ucuna sürterek başlıyor şehvetin ritmine. Amcığındaki ıslaklık sokulmaya çağırıyordu, dilini gezdirip saksoya hazırlık yaparken titrek nefesi ortamı daha da alevlendiriyordu. Kafasını eğip, boca gibi emdiği yaranın her kıvrımıyla hırçınlaşıyordu; adamın kökünü içine alırken inleme sesleri bunalımdan kurtulmak isteyen bir fırtına gibiydi.

Amcığını yalayıp yalamaktan geri durmadı, dişlerini bilinçlice hafifçe batırıp acıyla birleşen zevki aynı anda yaşatıyordu karşısındakine. Göğüslerine yumruğunu vura vura ritim tutarken kalçasını da sertçe sokulan yareğe uyarladı, her itişte biraz daha derine iniyor amını genişletiyordu. Oda havası ter kokusuyla dolup taşmıştı; aralarındaki çekim elektriklenmişti ve artık hiçbiri geri dönüş yoktu.

Kadının ağzından çıkan sesler yaramazca kesik kesik, “Daha hızlı… Daha sert…” diye bağırıyor, adam da kafasını sallayarak komut veriyordu. Şimdi sıra dayama işindeydi; ani ve amansız itmelerle vücuduna yüklenirken her dalga sanki bağıra bağıra patlıyordu içinde. Gövdesini bükmüş, makine gibi çalışıyor, kadının amcığını paramparça edecek kadar acımasızdı.

Sonunda saplağı derinleştirerek son noktayı koydu; kıçını sıkıştırıp göbeğine bastırırken kadın bütün gücüyle çığlık attı. İçinde damarlarında dolaşan ateş patlamaya başladı; bedeninin her zerresi boşalmıştı ama gözlerinden yıldırımlar fırlıyordu hâlâ hırsla dolu. Diken diken olmuş tüyleriyle, terden kayıp giden saçları arasında nefessiz kalmıştı sanki ama uzaklara bakar şekilde kendini bırakmıştı o anın esiri olmaya… İşte böyleydi bu sevişme: Kirli, vahşi ve tamamıyla kontrolsüz.

Comments are closed.